Konya’da gezilecek yerleri sınırlandırmak zor. Medeniyetlerin kavşak noktası olmuş, Selçuklu’ya başkentlik yapmış kadim şehir Konya birçok güzelliği barındırıyor. Bu güzellikleri keşfetmeye hazırsanız, Konya’ya geldiğinizde mutlaka görmeniz gereken en önemli 10 yerden bahsedeceğim. Bu yerleri anlatırken, vaktiniz varsa gezebileceğiniz başka başka yerler, yapabileceğiniz aktiviteleri de yazıma ekleyeceğim.
Listemize geçmeden önce Konya’ya gelmek için en uygun zaman ne zamandır sorusuna cevap vereyim. Konya’ya her zaman gelinebilir. Ama Hz. Mevlana’nın ölüm yıl dönümü kutlamalarının yapıldığı aralık ayında gelirseniz, hem Şeb-i Arus Törenlerini izleme fırsatınız olur hem de o hafta içinde düzenlenen birçok etkinliğe katılabilirsiniz. Ayrıca ilkbaharda hanımeli kokuları eşliğinde Konya’da olmak güzeldir.
Bahsetmek istediğim diğer bir konuda, Konya’ya gelirseniz mutlaka tatmanız gereken lezzetlerdir. Bunların başında Fırın Kebabı gelir, Etliekmek onu takip eder. Yağ somunu, Tirit, Bamya çorbası, tatlı olarak saç arası, höşmerim gibi tatlıları bu şehre gelirseniz mutlaka tatmanız gerekir.
Şimdi listemize geçelim.
1-Mevlâna Türbesi ve Müzesi

Hz. Mevlana’nın Afganistan’ın Belh şehrinde başlayan hayatı ve yolculuğu, doğduğu yerden binlerce km ötede Konya’da son bulmuş.
Bugün Mevlâna Türbesi ve müzesi olarak andığımız yer, Selçuklu Sarayının gül bahçesiymiş. Sultan Alaeddin Keykubat, Mevlana’nın babası Sultanü’l Ulema Bahaeddin Veled’e burayı hediye etmiş. Sultanü’l Ulema 12 Ocak 1231 yılında vefat edince bugünkü yerine defnedilmiştir. Sultan’ül Ulema’nın ölümünden sonra kendisini sevenler Mevlana’ya müracaat ederek babasının mezarının üzerine Nil türbe yaptırmak istediklerini söylemişlerse de Mevlâna ‘Gök kubbeden daha iyi türbe mi olur? diyerek bu isteği reddetmiş.
Ancak kendisi 7 Aralık 1273 yılında vefat edince Mevlana’nın oğlu Sultan Veled Mevlana’nın mezarının üstünde türbe yaptırmak isteyenlerin isteklerini kabul etmiş. “Kubbe-i Hadra” yeşil türbe denilen türbe dört fil ayağı (kalın sütun) üzerine, Mimar Tebrizli Bedreddin’e yaptırılmış.
Mevlâna zamanında Mevlevi dergâhı olarak kullanılan müzede bugün derviş hücreleri, Matbah (Mutfak), türbeler, selsebil çeşmesi bulunur. Ayrıca Hz. Mevlana’nın orijinal bazı eserleri, Nisan tası, Usturlap, Hologram aynası gibi eşyalarda bulunur.
Müzeyi ücretsiz gezebilirsiz.
Dönem Açılış Saati Kapanış Saati
Kış Dönemi 09:00 18:00
Yaz Dönemi 09:00 19:00
2-Bedesten Çarşısı

Baharat ve kahve kokuları arasında turlamak, kınadan, ispirtoya, tandır ekmeğinden, el yapımı teneke ve ahşap ürünlere kadar her şeyi bir arada bulabileceğiniz, geçmişi 2000 yıl öncesine dayanan bedesteni turlamadan olmaz.
3000 civarında dükkânın bulunduğu bedesten bugün her türden ihtiyacı olanların uğrak noktası. Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilen çarşı, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de ahilik geleneğinin yaşatıldığı, ticaretin kalbinin attığı bir yer olmuş.
Bugünde öyle. Asırlık dükkânlarda, dededen kalma mesleklerini sürdüren zanaatkârlar var. Kalaycılar, ahşap el işlemecileri, ayakkabıcılar vs.
Mevlâna Türbesi’nin yanı başında yer alan çarşı içinde birçok tarihi cami, han, hamam barındırıyor. Aynı zamanda Konya mutfağının lezzetlerini tadabileceğiniz lokantalar ve közde çay içebileceğiniz kahvehaneler sizi bekliyor.
Çarşı Kanuni Sultan Süleyman Dönemi’nde, 1538 yılında müftü ve Kazasker Mevlâna Kadri Çelebi tarafından klasik tarza uygun dokuz üniteli bir bedesten olarak inşa ettirilmiş.
3-Şehrin Merkezinde Yer Alan Selçuklu ve Osmanlı Eserlerini Görmelisiniz
Aşağıda bahsedeceğim yerlerin tamamı birbirine yürüme mesafesindedir.
Aziziye Camisi: Aziziye Camisi, Konya’da 17. yüzyıl Osmanlı Dönemi’ne ait tarihi cami halk arasında pencereleri kapılarından büyük olan görkemli cami olarak da anılır. Barok özellikler taşıyan cami 1867 Sultan Abdülaziz’in annesi Pertevniyal Hatun adına yaptırılmış.

Karatay Medresesi: Selçuklular Dönemi’nde hadis ve tefsir dersleri öğretilmek için sille taşından inşa edilmiş. Karatay Medresesi, II. İzzeddin Keykavus Devri’nde, 1250-1251 yıllarında yapılmış.
İnce Minareli Medrese: Bina, mescidiyle birlikte Selçuklu Veziri Sâhib Ata Fahreddin Ali tarafından Hicri 663 yılında yaptırılmış. Medreseye bitişik olarak yapılan mescidin cephe üzerinde yer alan sırlı tuğlalarla süslenmiş minaresi yapıya İnce Minareli adının verilmesine sebep olmuş.Medresenin Taç kapısı Selçuklu Dönemi’nde yapılmış en önemli taç kapılardan biridir. Altın oran uygulanmıştır.
Alaaddin Tepesi ve Camisi: Konya’nın merkezinde, birçok Selçuklu sultanının kabrinin de bulunduğu höyük bugün Alaeddin Tepesi olarak anılıyor. Alaaddin Camisi Anadolu Selçuklular zamanında şehrin ulu camisi olarak inşa edilmiş. O dönemde, şehrin en eski ve büyük camisiymiş.Yapımına Selçuklu Sultanı I. Rükneddin Mesud zamanında başlanan cami, I. Alâeddin Keykubad zamanında tamamlanmış.Alaeddin Tepesi bugün Konya halkı için şehrin içinde kalan ve yaz sıcaklarında serinleyip nefes alacakları bir mesire yeri gibi.Kadınlar Pazarı: Konya’da “Kadınlar Pazarı” olarak bilinen Melike Hatun Çarşısı, adını Hazreti Mevlana’nın kızı Melike Hatun’dan alıyor. Halkın burayı daha çok “Kadınlar Pazarı” olarak bilmesinin nedeni, eski zamanlarda kadınların köyde ürettikleri ürünleri getirip burada satmasındandır. Sebze, yumurta, yağ, peynir gibi ürünleri köylerinden buraya getirip satan kadınlar artık yok. Fakat çarşı bugün halen önemini koruyor. Baharattan, tohuma, süt, et ürünlerinden, sebze meyveye kadar her şeyi Kadınlar Pazarında bulmanız mümkün. Otantik görünümüyle fotoğraf meraklıları içinde güzel bir mekân. Konya’ya özgü yağ somunu yiyebileceğiniz meşhur bir fırında burada bulunuyor.
Kapu Cami: Konya’da 17. yüzyılda yapılmış Osmanlı camilerinin en büyüklerindendir. Cami eski Konya Kalesi’nin kapılarından birinin yanında bulunduğu için Kapu Cami ismiyle anılmıştır. Diğer ismi İhyaiyye Camisi’dir. Bedestende sarraflar (Çıkrıkçılar) da bulunan cami 1658 yılında, Hz. Mevlana’nın torunlarından postnişin Hasanoğlu Şeyh Hüseyin Çelebi tarafından yaptırılmış. Konya şehir merkezindeyseniz mutlaka görmelisiniz. Cami civarındaki közde çay yapan çayhanelerden birinde yorgunluğunuzu atabilirsiniz.
4- Meram Bağları
Takkeli Dağın güney-doğu eteklerinde yer alan bağlar ve bahçeler, güzelliğiyle Evliya Çelebi’nin bile dikkatini çekmiş ve seyahatnamesinde bahsetmeden geçememiş. Suyuyla, havasıyla tarih boyunca seyahatnamelere, şiir ve divanlara konu olmuş Meram Bağları’nın ünü dünyaya yayılmış. Selçuklular Dönemi’nde yapılmış hamam, Tavus Baba Türbesi, Hasbey Mescidi buraya geldiğinizde ziyaret edebileceğiniz yerler arasında.
5-Çatal Höyük
Konya şehir merkezinin hemen yanı başında geçmişi 10.000 yıl öncesine dayanan, 8 bin insanın yaşadığı Neolitik ve Kalkolitik bir köy Çatalhöyük. Burada yıllardır süren araştırmalarda insanlık tarihine dair çok önemli bulgulara rastlandı.

Çatalhöyük UNESCO tarafından 2012 yılında ‘Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alındı. Dünya’nın en eski yerleşim yerlerinden biri olan Çatalhöyük sakinleri ilk tarımcı toplum olarak biliniyor. Sanatsal faaliyetler ve yaşam biçimleriyle oldukça dikkat çeken farklı bir yaşam şekilleri var.
Çatalhöyük’te evlere çatılarından giriliyordu. Yani evler yer altındaydı. Yemek pişirmeleri, ölülerini gömmeleri ve bunlar için buldukları çözümler. Konya’ya gelirseniz 52 km uzaklıktaki tarihi Çatalhöyük’e uğrayıp bu güzellikleri kendiniz görün.
6-Tarihi Sille Yerleşimi

Bugün Selçuklu ilçesine bağlı bir mahalle olan Sille’de mübadele yıllarına kadar Rumlar yaşarmış. Konya şehir merkezine sadece 8 km uzakta olan Sille derin ve dar bir vadinin iki yakasında kurulmuş. Burası aynı zamanda baharat ve ipek yolu üzerinde bulunur.
Sille Bölgesi, Frigyalılar’dan günümüze iskân görmüş, Bizans Dönemi’nden itibaren önemli bir yerleşim yeri olmuş. Erken Hıristiyanlık devrinin ilk merkezlerinden; İstanbul-Kudüs arasındaki hac yolunun önemli konaklama noktalarından olan Sille’de bir de Aya Elena Kilisesi bulunuyor.
Hıristiyanlığın ilk yıllarında havarîlerden Aziz Paul ve arkadaşlarının Konya’ya geldikleri, dinlerini yaymaya çalıştıkları, baskılar karşısında da Sille civarındaki dağlara çekildikleri bilinmektedir.
Konya Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu kararınca “kentsel sit alanı” olarak ilân edilmiştir.
Günümüzde Sille Baraj parkıyla, Zaman Müzesiyle, kafe ve restoranlarıyla halkın ve turistlerin sıkça uğradığı popüler bir rota durumunda.
7- Kilistra (Gökyurt) Antik Kenti

Halen arkeolojik kazıların devam ettiği geniş bir alana kurulu Lystra (Kilistra) Antik Kenti Konya’ya 55 km uzaklıkta bulunuyor. Bugün Kapadokya gibi bir jeolojik dokuya sahip olan Kilistra Antik Kenti, tarihî ‘Kral Yolu’ üzerinde yer alıyor.
Helenistlik ve Roma dönemlerinde yoğun bir yerleşim yeri olan Kilistra Roma İmparatorluğunun güney uçlarında İmparator Augustus tarafından askerî koloni yapılan beş merkezden biriymiş.
Hıristiyanlık ilk yayıldığı dönemlerde hızla büyüyen Kilistra’da; haç planlı şapel, sümbül kilise, büyük su sarnıcı, kiliseler, manastırlar, gözcü kuleleri, sığınaklar, antik yollar gibi yapılar bulunuyor. Yapıların çoğu kaya oyma şeklinde yapılmış.
Özellikle Hıristiyanlığın ilk yayıldığı dönemlerinde, güneyinde yer alan Hatunsaray mahallesinde yaşayan Hıristiyan yerleşimciler için, Konya’daki putperest yönetimden kaçıp buraya yerleşen Theakla isimli bir azizenin olması inanç turizmi açısından da önemini artırıyor.
8-Yerköprü Şelalesi
Göksu Nehri üzerinde bulunan şelale, Konya’nın Hadim ilçesinde bulunuyor. İş stresinden ve sıcaktan bunalanların akın ettiği şelale Konya’ya 110 km uzaklıkta. Ülkemizin önemli nehirlerinden biri olan Göksu, Yerköprü’ye geldiğinde mağaranın içine girip kayboluyormuş. Daha doğrusu yoluna yer altından devam ediyormuş. Diğer bir akarsu olan Karasu, Göksu Nehri’nin 25 metre üzerinden akıp, Yerköprü Şelalesi’ni oluşturuyor ve Göksu Nehri’nin üzerine dökülüyormuş. İlginç değil mi?
Daha sonra birleşen iki su ileride muhteşem bir gölet oluşturuyor. Göletten sonra Göksu Nehri Akdeniz’e dökülmek üzere kıvrıla kıvrıla akmaya devam ediyor. Su 20 metreden aşağıya dökülüyor.
Şelale gören herkesi istisnanız büyüleyecek güzellikte. Eğer nasıl giderim diye merak ediyorsanız şöyle anlatayım. Konya Karaman yolundan ilerlerken, Güneysınır ilçesine doğru dönüyorsunuz. İlçeden sonra Gürağaç ve Habiller Köyü gelir. Zaten bu sırada birçok kez “Göksu Şelalesi” tabelasını görmüş olursunuz. Köylerden 7-8 km sonra Göksu Şelalesi tüm ihtişamı ile karşınıza çıkar.
Şelalenin en güzel olduğu zaman haziran ayı diyebilirim.

9-Tuz Gölü
Tuz Gölü’ne her gittiğimde kendimi başka bir gezegene girmiş gibi hissediyorum. Bazen tuzun üzerinde birkaç santim su oluyor, dev beyaz bir ayna üzerinde yürüyormuş gibi oluyorum. Bazen alglerden dolayı suyun rengi pembe oluyor, dev bir kazan dolusu şekerleme üzerindeymişim gibi hissediyorum. Sadece tuz olduğunda sonsuz bir beyazlık ve boşluk içinde…
Tuz Gölü, Türkiye’de Van Gölü’nden sonraki ikinci büyük göl; büyüklüğüne rağmen, Türkiye’nin en sığ gölü. Ankara, Konya, Aksaray illeri ortasında yer alan göl, özel çevre koruma alanı ilan edilmiş. Bunun sebebi çok basit. Başta Flamingolar olmak üzere birçok göçmen kuşun uğrak noktası aynı zaman da birçok endemik bitkiye de ev sahipliği yapıyor.
Dünya kriterlerine göre korunması gereken sular kategorisinde A’da yer alan bölge, biyolojik çeşitliliğin korunması açısından önem taşıyor.
Göle Konya Ankara yolu üzerinden Şereflikoçhisar yönüne dönerek ulaşabilirsiniz. Buradan göle girip dilediğiniz kadar ilerleyebilirsiniz. Özellikle gün batımında fotoğrafçıların akınına uğrar ve onların muhteşem kareler çektiklerine şahit olursunuz. Tuz Gölü’ne özellikle yaz aylarında suyun en az olduğu dönemde gidilmelidir.

10. Nasreddin Hoca Türbesi
Verdiği hazır cevaplarla karşısındaki kişiyi hem düşündüren hem de şaşırtan, Nasreddin Hoca’nın türbesi Konya’nın Akşehir ilçesinde bulunur. Vefatından çok sonra yapılan türbenin üç tarafı açık, bir tarafında kapı ve üzerinde kilit vardır. Tekrar edeyim mi? Türbenin her bir yanı açık ama bir kapı ve kilitlidir. Hoca kabri ile de ziyaretçilerini gülümsetmektedir
En bilinen sözlerinden birisi, kendisine Dünya’nın merkezinin neresi olduğu sorulduğunda, “Eşeğimin sağ arka ayağının bastığı yerdir” cevabını vermesi. Gelen itirazlar üzerine “İnanmazsanız ölçün” cevabıdır.
1284 Yılında vefat eden hoca bugünkü yerine defnedilir. Kabir kitabesinde “Dünya’nın Merkezi Burası” yazar.
11.Meke Gölü
Belki de bu listenin en başlarında yer alması gereken bir yer Meke Gölü. Dünyanın nazar boncuğu olarak anıldığı günleri geride kalmış. Masmavi suların krateri çevrelemesiyle nazar boncuğuna benzeyen göl bugün kuraklığın pençesinde. Kuraklık ve yanlış tarımsal sulamalar nedeniyle su seviyesi 12 metreden birkaç metreye kadar düşmüş. Buna rağmen görülmesi gereken önemli yerlerdendir ve mutlaka gitmelisiniz.
Göl Konya Karapınar ilçesinden Ereğli istikametine giderken 7. km’de sağa sapılır ve 2 km sonra, adını bu bölgede yaşayan Meke kuşundan alan kratere ulaşılır.
Gaz sıkışması sonucu oluşan patlamayla Maar oluşmuş. Oluşan bu Maara su dolmasıyla göl, ikinci patlama sonucunda da gölün ortasında bugünkü volkanik koni oluşmuş.
Şu an göl 2005 yılından itibaren Ramsar kapsamında titizlikle korunuyor ama henüz eski güzel günlerine dönebilmiş değil.

12-Konya Obrukları / Kızören Obruğu
Günümüzde Konya Ovasında, yüzlerce obruk var. Bunların bazıları çok eskiden oluşmuş, bazıları ise yakın zamanda. Özellikle tarımsal sulama ve kuraklık nedeniyle yer altı sularının çekilmesi obruk oluşumunu son günlerde hızlandırdı.
Türkiye’de ve bölgede eskiden oluşmuş obrukların en eski ve büyüğü Kızören Obruğu’dur.
Obruklar nasıl oluşuyor? Özetle şöyle; Yer altı sularının, toprağı aşındırmasıyla mağaralar oluşuyor. Bir müddet sonra mağaranın üstünde bulunan toprak çöküyor. İşte bu çökme sonucu oluşan derin çukurlara obruk deniyor.
Konya, Karapınar ve Ereğli bölgesine gittiğinizde irili ufaklı birçok obruk görebilirsiniz. Hatta bazı obrukların yanına hanlar yapılmış. Bunlardan bir tanesi Obrukhan’dır. Kızören Obruğı’da aynı bölgede yer alır.
Yolunuzu mutlaka düşürün. Buraya uğramadan geçmeyin
Tarihi MÖ 1300’lere dayanan bu yapı Konya’nın Beyşehir ilçesine 10 km uzakta bulunuyor.
Eflatunpınarı’nın özelliği akarsuların merkezi bir havuz sisteminde toplayıp, gerektiğinde tasarruflu bir şekilde kullanmasına olanak veren nadir bir su sistemi.
Burası aslında bir höyük. Höyükte ender Hitit Anıtları bulunuyor. Ana anıt 7 metre eninde, 4 metre yüksekliğinde bir abidedir ve 14 taştan oluşmuş. Anıtta işlenen temada, bereket sembolü sayılan toprak, su ve güneşin ön plana çıktığı görülür. Bir süre burada yaşadığına inanılan ünlü Eflatun’dan dolayı bu adı aldığı sanılıyor.
Su anıtının kendisi yani Hitit Kutsal Anıtı, göğü taşıyan ve yerle gök arasında ilişki kuran tanrıları tasvir ediyor.
2014 Yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası Geçici Listesi’ne “Hitit Kutsal Su Anıtı” olarak kaydedilmiş.
14-İvriz Kaya Anıtı
Hitit Su Anıtı ile benzerlik gösteren İvriz Kaya Anıtı, geç Hitit Dönemi eserlerinden.
İvriz Kaya Anıtı, Konya’nın Ereğli ilçesine 12 km. uzaklıkta, Halkapınar ilçesi sınırları içerisinde İvriz Suyu’nun kaynak başında yer alır. Dünyadaki ilk yazılı tarım anıtı ve dünya tarihindeki ilk yazılı kabartma kaya anıtı olma özellikleri var. Buranın önemi buradan geliyor. MÖ 727-742 yılları arasında, Kral Varpalavas tarafından yaptırıldığı tahmin ediliyor.
Anıtta; bölgenin kralı Varpalavas ile Tarhundas tasvir edilmiş. Tarhundas; krala göre daha büyük ölçüde, ellerinde üzüm salkımı ve buğday başaklarını tutuyor. Kral ise, daha küçük ve dua eder durumda tasvir edilmiş. Tasvirdeki objelerin giysileri; geç Hitit sanatının özelliklerini yansıtmakta. Her iki figürün arasında bulunan, hiyeroglif yazıda: “Ben hâkim ve kahraman Tuvana Kralı Varpalavas; sarayda bir prens iken, bu asmaları diktim, Tarhundas onlara bereket ve bolluk versin” yazılıdır.
Tarih sevenlerin mutlaka görmesi gereken bir yer.

15-Tınaztepe Mağaraları
Türkiye’de gezebileceğiniz en büyük mağara, Konya’nın Seydişehir ilçesinde bulunan Tınaztepe Mağaralarıdır. Mağaraları diyorum çünkü burası iki ayrı girişi olan iki katlı bir mağara. Dünyanın 3. büyük ülkemizin en büyük mağarasının uzunluğu 22 km. Bu uzunluğun sadece 1580 metresi gezilebiliyor. Gezi alanı tamamen ışıklandırılmış ve güvenli hale getirilmiş. İkinci mağaranın 250 metresi ziyarete açık.
Yapılan araştırmalara göre Tınaztepe Mağarası şimdiki durumuna, yaklaşık 230 milyon yıl gibi uzun bir süreçte meydana gelmiş. Mağaranın iç kısımlarında ayrıca taban-tavan arası yükseklik farkının 65 metreye çıktığı yerler var.
Özellikle ilkbahar aylarında kar ve yağmur sularıyla beslenen dere ve yatakları, en alt seviyedeki mağaraya ulaşmadan önce sular, şelale ve dev su havuzları gibi seyrine doyum olmaz görüntüler oluşturuyor.
Mağaranın tarihçesi; “Tınaztepe Mağaraları ilk olarak 1968 yılında Fransız bilim adamı Michel Bakalowichz tarafından bulunup, mağaraların krokisi çıkarılmış. Ayrıca Doktor Michel Bakalowichz mağaraların tıbbi araştırmasını yapmış, astım hastalığı için doğal bir tedavi ortamı olduğunu belirtmiş.
1970 yılında başka bir araştırma grubu, Kaptan Jacgues Cousteau’nun ekibi Alman Reinholt Messner ve arkadaşları Suğla Gölü ve onu besleyen su altı kaynaklarını araştırmak için bölgeye gelmişler. Fasıl boğazı ve Tınaztepe mağaralarının irtibatlarını keşfetmişler ve buranın yer altı göllerinin uzunluğunun 22 km olduğunu tespit etmişler. Aynı ekip, mağaraları o zamanki imkânları ile fotoğrafmışlar, jeolojik yapısını ve jeolojik dokümanını, yaşadıkları macerayı Almanya’da, Dünya Harikaları adlı kitapta yayınlamışlar.
Konya, birçok gizli güzelliği barındırır. Bu gezilecek tarihi ve turisttik yerlerin sayısı yukarda verdiğimiz listeden çok daha fazla aslında. Kim bilir belki ikinci bir gezilecek yerler listesi hazırlarız, ne dersiniz?